Ferman padişahındır

34. Sayı

İdam sehpasına doğru ağır adımlarla ilerliyordu. Hakkında verilen ölüm fermanı kat’iydi, suçu sabitti ve cezasını çekmesi kaçınılmazdı, infaz edilecekti. Onun fermanı cihan padişahının elinde dürülüydü. Suçlu, bir fermana bir de padişaha bakıyor, gözleriyle aman diliyordu. Bir anda hiç kimsenin tahmin etmediği bir şey vuku buldu, padişah ölüm fermanını yırtıyordu. Bu nasıl bir şeydi, akıl sır ermiyordu. Lakin bu padişahtı, hikmetinden sual olunmazdı. Ondan büyüğü yoktu ki ona sual edilsin, onun kadar merhametli yoktu ki Ondan çok o suçluya merhamet etsin.

Kahır pençesinden kurtulan suçlu merhametli sultana şöyle sesleniyordu: “Sen ki heybetinle dağları titretirsin, memleketleri bir sözünle idare edersin, ordularının ayak sesleri uzaklardan duyulur. Benim ise suçum sabit, bir ip kaderimle benim aramdadır. Bana her cezayı verebilecekken bu iltifatın sebebi nedir?”

Padişah ona, “Benden medet isteyen birinin fermanını bozamayacak kadar âcizlik gösterirsem benim her şeye hükmettiğim nasıl anlaşılır. Hem hükümlere mahkûm olmak âcizlerin işidir, bense hükümleri değiştirenim!” dedi.

Yerlerin ve göklerin hâkimi, dünya ve ahiretin sahibi, ezel ve ebet sultanı olan Cenâb-ı Hak bu dünya padişahından (hâşâ) daha âciz olabilir mi? Kaderinde nice felaketler yazılmış memleketler, ya da başına musibet, bela yazılmış insanlar vardır. İnfaz gerçekleşecek hüküm kaza olacaktır. Gelir bir sadaka veya bir mazlumun duâsı bela def olur. İnfaz edilecek karar delinir, kaderdeki hüküm geri alınır.

Bir zamanlar vefat etmek üzere olan mübarek bir zat cehennemlikler listesinde kendini görür. Artık tövbe kapısı da kapanmak üzeredir. Ümitsizliğin hat safhada olduğu vakitlerdir aslında ama o şöyle yalvarır “Ya Rabbi! Ben o listede dahi olsam senin için onu değiştirmek zor değildir!” Ve merhamet tecellî edip isim cennetlikler listesine yazılır. Kaza, atâ (bağışlama, lütûf) kanunuyla delinmiş infaz gerçekleşmemiştir. Çünkü bütün defterler Kâinat sahibinde dürülüdür.

Dünyada en ziyade tecellî eden Hakîm ismi onun iradesi gibi birden tecelli etmez, bazı anlaşılması zor şeyleri idrak etmek için mühlete tabidir. İnsanoğlu nice suç işleyenlere her türlü cezayı layık görürken o mühlet verip sabır ediyorsa ya da onlar için hüküm infaz olunmuyorsa bu onun işlerine kimseyi müdahale ettirmediğindendir. O sultanın ordularından olan dağlar bir emriyle yürüyebilir, yıldızlar top güllesi gibi yere inebilir, denizler taşarak, dağları aşıp her şeyi yutabilir, dünya onun haşyetinden sarsılarak bütün yolcularını feza denizine boşaltabilir.

Bunları yapmak ona kolaydır ama bizim düşündüğümüz vakit değil saati geldiğinde vuku bulacaktır. Ve o saate kadar mü’minler tecrübe edilmeleriyle, kâfirler iman etmeleri, zalimler de zulümlerinden vazgeçmeleri için mühletlidirler.

Bizler de ârif olup pencerelerden seyrederek neden bu böyle olmuş diye üzülmeden, sonuna bakıp sabırla bu işleyişi tefekkür edebiliriz.  Kim bilir, bizim de hakkımızda verilmesi layık olan kaç kaza kanunu onun atâsıyla delinmiş kaç musibetin bize isabet etmesi engellenmiştir. Ve o merhametle önümüze açılan nice hasenat, hayır yolları vardır; belki bir pişmanlığın ardından gelen atâyla. Ve bozulan yüzlerce binlerce kararlar vardır defterlerimizde…

“Allah dilemeden siz dileyemezsiniz.” (Tekvir, 29) “Gerçek bilgi Allaha mahsustur.” (Mülk, 26) O, sebepler dairesinde hareket etmeye muhtaç değildir, sebepler O’na râm olmuştur. Bunun için insanların hiç değişmez dedikleri, kurtulması imkânsız felaketlerden kurtulmasını uzak görme! Eğer atâ kanunu olmasaydı, duâ kapısı olmazdı. İnsanlar değişmeyen şeyler için ona ilticâ etmezdi. Oysa kâinatın sultanı ona sığınılmasını istiyorsa hâdiseleri değiştirme yetkisi de ona aittir. İsterse bir duâyla; seyyiâtı hasenata, belayı kurtuluşa, imkânsızı mümküne, yenilgiyi zafere, ölümü hayata,  şerleri hayırlara çevirebilir.

Ey Rabbimiz! Âlem-i gayb olduğu için bilmediğimiz boğazımıza asılmış nice kaza iplerini atâ okunla del ve hakkımızda verilen fermanını merhametinle bizden kaldır!

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,