Çalamam ağam bu din bahsidir!

27. Sayı

Birinci Cihan Harbi’nden sonra Osmanlı İmparatorluğunun, 30 Ekim l9l8’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamasıyla Anadolu’nun birçok şehri işgal altına girer. Maraş da bu işgale hedef olan şehirlerimizdendir. 23 Şubat 1919’da, önce İngiliz kuvvetleri tarafından işgal edilen Maraş, 8,5 ay sonra da Fransız kuvvetleri tarafından işgal edilir. Fransız kuvvetlerinin şehre girişleri yerli Ermeniler tarafından büyük bir coşku ve sevinçle karşılanır.

İşgalin başlamasından üç gün evvel, Ermeni komiteci Agop Hırlakyan, davulcu Abdal Halil Ağa’ya gelerek, Fransız komutanın şehre girişinde birkaç davulcunun çalmasını ister. Fakat Abdal Halil Ağa; “Bu din bahsidir, memleket bahsidir beyim, aha şu davulumun kasnağını altın ile doldursan, bu çomak bu davula vurmaz. Ben gardaşlarımın bağrına çomak sokamam” der.

Fransız işgalinin ikinci günü, bir grup Fransız ve Ermeni askeri devriye gezerken, Tarihi Uzunoluk Hamam’ından çıkan iki Müslüman Türk Kadınına yaklaşarak “Burası Türklerin değildir. Burada artık bu şekilde peçeli gezemezsiniz” diyerek onların peçelerini açmaya çalışırlar. Olay yerine ilk yetişen Çakmakçı Sait isimli genç, mütecaviz askerlere karşı koymaya çalışır, fakat gözü dönmüş düşmanların kurşunlarına hedef olarak ağır şekilde yaralanır. İşte tam o esnada hamam’ın karşısındaki sütçü dükkânında olayı seyreden Sütçü İmam, tabancasını çekerek olaya müdahale eder. “Durun bire densizler. Yaptıklarınız yetti artık. Bugün namus günüdür.” deyip silahını ateşler; bir işgalci askerini öldürür, ikisini de ağır biçimde yaralar. Türk Milletinin namus ve şerefine uzanmak isteyen menfur eli daha orada kırıverir. Bu kurşun, Türk İstiklal Mücadelesi’nin de ilk kıvılcımı, adeta ilk müjdecisidir.

27 Kasım 1919 gecesi Ermenilerin ileri gelenlerinden Hırlakyan’ın evinde işgal komutanının şerefine bir balo tertiplenir. Baloda komutanın dansa davet ettiği genç Ermeni kızı “Sizinle dans etmekten mazurum. Çünkü kendimi esarette hissediyorum Kalede Türk Bayrağı dalgalandığı sürece, sizinle dans edemem!” diyerek teklifini reddeder. Bunun üzerine askerlerine derhal emir veren komutan, Kaledeki Türk Bayrağını indirtir.

28 Kasım 1919 Cuma günü Maraş’ın kara sabahıdır. Yatağından kalkan Maraş’lılar, asırlardan beri kale burcunda dalgalanan şanlı bayraklarını göremezler. Bir Milletin İstiklaline son verilmesi anlamına gelen bayrağının indirilmesi karşısında Maraşlılar sessiz kalmazlar tabii. Cuma namazı vakti, halk Ulu Cami’ye toplanır. Cami imamı Rıdvan Hoca; “Aziz Cemaat, Kalesinde düşman bayrağı dalgalanan bir millet hürriyet’ini kaybetmiş sayılır. Hürriyet olmayan bir yerde cuma namazı kılmak caiz değildir.”  diye bir hitabede bulunur. Bunun üzerine Maraşlılar topluca kaleye hücum ederek, indirilen bayrağı yeniden kale burçlarına diker ve cuma namazını orada eda ederler.

Bu olayın ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslan Bey başkanlığında kurulan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede teşkilatlanarak faaliyete geçer. 21 Ocak 1920 günü şehir harbi başlar. Maraşlılar 7 den 70’e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyarlar. Geceli gündüzlü 22 gün süren bir mücadelenin sonunda,  kendilerini yok etmek isteyen düşmanı ve yerli işbirlikçileri mağlup ederek büyük bir zaferi tarihe altın harflerle yazdırmış olurlar.

Maraş’ın düşman istilasından kurtulması, İstiklal Harbinin de ilk hareketini teşkil eder. Maraş, daha o tarihte “Kendini Kurtaran Şehir” unvanı ile anılmaya başlar. Maraşlıların bu şanlı mücadelesi bir anda bütün ülke sathını ihtizaza getirir. Sonraki günlerde bütün Müslümanlar şehirlerini ve vatanlarını savunmak ve işgal kuvvetlerini yurtlarından çıkarmak için cansiperane mücadele etmeye başlarlar.

O tarihten sonra, Kahramanmaraşlılar 12 Şubat’ı şehirlerinin Fransız işgalinden kurtuluş yıl dönümü olarak kutlaya gelmişler. Her sene o tarihte, şehirde coşkulu bayramlar yapılıyor. Her mahallenin gençleri temsili çeteler oluşturuyorlar. Bir hafta öncesinden yöresel elbiselerini giyip, silah ve pusatlarını kuşanan bu gençler şehirde tam bir Osmanlı havasını estiriyorlar. Herkeste bir heyecan, bir sevinç…

Ama ben bu kardeşlerimizin duydukları heyecan ve coşkuyu çok duyamıyorum. Çünkü Sütçü İmam’ın, Abdal Halil Ağa’nın, Rıdvan Hoca’nın, Aslan Bey’in, Ali Sezai Efendi’nin, Mıllış Nuri’nin ve daha nice yiğitlerin ruhlarının, İslam’ın içine düştüğü son manzaralar karşısında hazin hazin ağladıklarını hissediyor ve bizlere manen: “Hey gidi mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Hayatımızı ortaya koyarak kovduğumuz, Fransız, Ermeni, İngiliz vs. din düşmanları, siz vefasız torunların dinde ki gevşekliği yüzünden şehrimizi ve ülkemizi manen esaret altında almışlar. Yazıklar olsun size!” dediklerini duyar gibi oluyorum.

Öte yandan,  “Bu Kur’ân, İslâmların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’ânı onların ellerinden almalıyız, yahut Müslümanları Kur’ân’dan soğutmalıyız.”  diyen, İngiliz Müstemlekât Nazırı Gladiston’un; “İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinden öldüreceğiz.” Diyen, Lord Gürzon’un; Maraş’a giren Fransız askerlerini davul zurnayla, kendinden geçerek karşılayan Ermeni komiteci Agop Hırlakyan’ın ve daha nice İslam düşmanlarının nefeslerini ensemde hisseder gibi oluyorum. Her birinin bir köşede durup, Müslümanların vaziyetleri karşısında kahkahayı basıp, muasırları olan ecdatlarımızla alay ettiklerini görür gibi oluyorum.

Birisi oradan: “Ey Sütçü İmam!  Ey namusunuza uzattığımız eli kıran adam! Sen Müslüman kadının peçesine ilişilmesine tahammül edemiyordun. Ama biz, on iki yıl sonra, senin torunlarından dünya güzeli seçip, onu bütün âleme teşhir etmekle senden intikamımızı kat be kat aldık” diyerek Sütçü İmam’ın ruhuyla alay ediyor.

Bir başkası: “Ey Rıdvan Hoca! Ey halkı galeyana getirip bayrağımızı kaleden attıran İmam! Sen kalede bayrak görmekten rahatsız oluyordun ama biz şu anda, sizin gençlerinizin giydikleri elbiselerde kendi bayrak ve yazılarımızı onlara seve seve taşıttırıp, reklâmımızı yaptırıyoruz.” diyerek Rıdvan Hoca’nın ruhuyla alay ediyor.

Diğer taraftan Ermeni Agop Hırlakyan,  Abdal Halil Ağaya: “ -Davulumu altın ile doldursanız yine çalamam, bu din bahsidir- diyordun. Sen çalmadın ama biz çok az bir zaman sonra, uğruna mücadele ettiğiniz torunlarınıza en alçak menfaatleri için mukaddesatlarını feda ettirdik.” diyerek, Halil Ağa’yla manen alay ediyor.

Ey! Asırlardan beri Kur’ân’ın bayrakdarlığı vazifesiyle cihanda en mukaddes ve muhterem bir mevki-i muallâyı ihraz etmiş olan ecdadın evlâd ve torunları! Daha ne zamana kadar ecdadınızı ağlatıp, İslam düşmanlarını güldüreceksiniz?

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,