“Şükürsüz nimet zâildir”

26. Sayı

KEL, ALATENLİ VE ÂMÂNIN KISSASI

Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resûlullah (asm) buyurdular ki: “Benî İsrail’den üç kişi vardı: Biri alatenli, biri kel, biri de âmâ. Allah bunları imtihan etmek istedi. Bu maksatla onlara (insan suretinde) bir melek gönderdi. Melek önce Alatenli’ye geldi. Ve: “En çok neyi seversin?” dedi. Adam:

 “Güzel bir renk, güzel bir cild, insanları benden tiksindiren halin gitmesini!” dedi. Melek onu mesh etti. Derken çirkinliği gitti, güzel bir renk, güzel bir cild sahibi oldu. Melek ona tekrar sordu:

“Hangi mala kavuşmayı seversin?”

“Deveye!” dedi, adam. Anında ona on aylık hamile bir deve verildi. Melek:

“Allah bunları sana mübarek kılsın!” deyip (kayboldu) ve kelin yanına geldi.

“En ziyade istediğin şey nedir?” dedi. Adam:

“Güzel bir saç ve halkı tiksindiren şu halin benden gitmesi” dedi. Melek, kelin başını elleriyle mesh etti, adamın keli gitti. Kendisine güzel bir saç verildi. Melek tekrar:

“En çok hangi malı seversin?” diye sordu. Adam:

“Sığırı!” dedi. Hemen kendisine hamile bir inek verildi. Melek:

“Allah bu sığırı sana mübarek kılsın!” diye dua etti ve âmânın yanına gitti. Ona da: “En çok neyi seversin?” diye sordu. Adam:

“Allah’ın bana gözümü vermesini ve insanları görmeyi!” dedi. Melek onu mesh etti ve Allah da gözlerini anında iade etti. Melek ona da: “En çok hangi malı seversin?” diye sordu. Adam:”Koyun!” dedi. Derhal doğurgan bir koyun verildi. “Derken sığır ve deve yavruladılar, koyun da kuzuladı. Çok geçmeden birinin bir vadi dolusu devesi, diğerinin bir vadi dolusu sığırı, öbürünün de bir vadi dolusu koyunu oldu. Sonra melek, alatenliye, onun eski haline bürünmüş olarak geldi ve: “Ben fakir bir kimseyim, yola devam imkânlarım kesildi. Şu anda Allah ve senden başka bana yardım edecek kimse yok! Sana şu güzel rengi, şu güzel cildi ve şu malı veren Allah aşkına bana bir deve vermeni talep ediyorum! Ta ki onunla yoluma devam edebileyim!” dedi. Adam: “Olmaz öyle şey, onda nicelerinin hakları var!” dedi ve yardım talebini reddetti. Melek de: “Sanki seni tanıyor gibiyim! Sen alatenli, herkesin tiksindiği, fakir birisi değil miydin? Allah sana (sıhhat ve mal) verdi” dedi. Ama adam: “(Çok konuştun!) Ben bu malı büyüklerimden miras yoluyla elde ettim!” diyerek onu tersledi. Melek de: “Eğer yalancı isen Allah seni eski haline çevirsin!” dedi ve onu bırakarak Kel’in yanına geldi. Buna da onun eski halinde kel birisi olarak göründü. Ona da öbürüne söylediklerini söyleyerek yardım talep etti. Bu da önceki gibi talebi reddetti. Melek buna da: “Eğer yalancıysan Allah seni eski haline çevirsin!” deyip, Âmâ’ya uğradı. Buna da onun eski hali üzere (yani bir âmâ olarak) göründü. Aynı şekilde: “Ben fakir bir adamım, yolcuyum, yola devam etme imkânı kalmadı. Bugün, evvel Allah sonra senden başka bana yardım edecek yok! Sana gözünü iade eden Allah aşkına senden bir koyun istiyorum; ta ki yolculuğuma devam edebileyim!” dedi. Âmâ cevaben:”Ben de âmâ idim. Allah gözümü iade etti, fakirdim (mal verip) zengin etti. İstediğini al, istediğini bırak! Vallahi, bugün Allah adına her ne alırsan, sana zorluk çıkarmayacağım!” dedi. Melek de: “Malın hep senin olsun! Sizler imtihan olundunuz. Senden memnun kalındı ama diğer iki arkadaşına gadap edildi” dedi (ve gözden kayboldu).” [Buhârî, Enbiya 50, Müslim, Zühd 10, (2964).]

Yukarıda anlatılan kıssadan çıkarılabilecek pek çok hisse vardır. Bunlardan bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.

1.    Nimeti inkâr bir cinayettir. Cezası ise nimetten mahrumiyettir.

Yaratılan her mahlûk, yokluk âleminden varlık sahnesine çıkmakla büyük bir nimete nâil olmuş demektir. Yokluktan varlığa çıkmak ve varlık içinde sayısız nimetlere erişmek, paha biçilemeyecek bir lütuftur. İnsan gaflet ve dalaleti sebebiyle sahip olduğu nimetleri ve onları vereni unutur. Nimeti, kendi malı zanneder. Karun gibi “Ben bunları ilmimle kazandım,” demeye başlar. İşte bu hal nimeti inkârdır. Nimete ve onu verene karşı bir nankörlüktür, bir cinayettir. Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Azîmüşşan’da 31 defa “Şimdi Rabbinizin ni‘metlerinden hangisini ya­lan­larsınız?” (Rahman, 21) demekle, şükürsüzlüğü nimetleri inkâr ve yalanlamak suretinde gösteriyor. İşte bu büyük cinayetin cezası, nimetten mahrum bırakılmaktır. Bu, Allah’ın nankörler hakkında değişmez bir kanunudur. Eninde sonunda bu cinayetin sahipleri ellerindekini kaybederler. Dünyada olmasa da (bazen imtihan sırrı gereği dünyada ceza verilmeyebilir) ahirette mutlaka bu kanun kendilerine tatbik edilecektir. Yüce Rabbimiz bu hususu “Bir vakit de Rabbiniz: ‘Celâlim hakkı için, eğer şükrederseniz, muhakkak size (ni‘metimi) artırırım ve eğer nankörlük ederseniz, şübhesiz ki azâbım pek şiddetlidir!’ diye bildirmişti.”(İbrahim, 7) ayetiyle ifade etmektedir.

2.    Nimet şükür için verilir. Şükür nimeti ziyadeleştirir. Şükürle karşılanan nimet zâil (yok olan) olmaz.

İnsana verilen nimetlerden maksat şükürdür. Nimet şükür için verilir. Şükürle karşılanan nimet zâil olmaz. Şükür nimeti muhafaza eder. Bilakis onu ziyadeleştirir, artırır. Sahip olunan nimetin “in’am” yani verilme olduğunu bilmek ve bunu, nimeti verene ifade etmek, hamd ve şükürdür. Nimeti vereni bilmek şükürdür. Nimeti, onu verenin razı olacağı şekilde kullanmak şükürdür. Şükür, nimetin kadrini kıymetini bilip onu başkalarına da (ilan ederek) göstermektir.

3.    Zekât ve sadaka gibi hayırlar hem belayı def eder, hem de mal ve canı korur.

Peygamberimiz (asm): “Mallarınızı zekâtla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedâvi edin, belaya dua ile karşı koyun.” diye buyuruyor. Bir başka hadis-i şerifte ise Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: “Resûlullah (asm) buyurdular ki: “Sadaka Rabbin öfkesini söndürür ve kötü ölümü bertaraf eder.” (İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/24-25.)  Bir diğer hadiste ise Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Resûlullah (asm) buyurdular ki: “Sadaka vermede acele edin. Çünkü belâ sadakanın önüne geçemez.” (Ebu Dâvud, Zekât: 41, (1679-1680); İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 10/35.) Görüldüğü gibi zekât ve sadaka hem malı, hem de canı korur. Aksi halde mala, cana bela ve musibetin gelmesi kaçı(nı)lmaz olur. Kıssada her iki neticede görülmektedir.

4.    Zekât ve sadaka Allah hesabına layık olana verilmelidir.

Hayır olarak yapılan şeyler Allah için olmalıdır. Allah adına yapılmayan şeylerde (dinen) hiçbir hayır yoktur. Zekât ve sadaka gerçekten muhtaç olana verilmelidir. “Onların mallarında, dilenen ve (iffetinden dolayı dilenmeyen) yoksul için bir hak vardır (verirler)!” (Zariyat 19). İslâm âlimleri, çeşitli meşru sebepler göstererek, kapıya gelenlerin boş çevrilmemesi gerektiğini ifade ederler.

5.    Cimrilik ve yalan kötü hasletlerdir. İnsana her zaman kaybettirir.

Cimrilik dinen kötü hasletten sayılmıştır. Ebu Saîd el-Hudrî (ra) anlatıyor: “Resûlullah (asm) buyurdular ki: “İki haslet vardır ki bir Mü’minde asla beraber bulunmazlar: Cimrilik ve kötü ahlâk.” (Tirmizî, Bir 41, (1963). H. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 3/167.) Cimriliğin kendisi kötü olduğu gibi başka kötü ahlâklara da kapı açar. Sahibini her türlü kötülüğe (b)ulaştırır. Mü’min cömerd olmalıdır. Malı tükenir diye Allah yolunda infak etmekten kaçınmaz. Cimrilik, dünya ve ahirette insanı zarara uğratır. Cimrilik eden hakikatte kendine cimrilik etmiş olur. Kıssadaki iki şahsı yalana götüren sebep cimrilikleridir. Cimri oldukları için yalan söylemek zorunda kaldılar. Yalan ile Rablerinin nimetini inkâr ettiler. Bu da onları dünya ve ahiret nimetlerinden mahrum bıraktı.

6.    İnsan, her hal üzere imtihan edileceğini bilip ona göre hazırlanmalıdır.

Cenâb-ı Hak insanı her türlü imtihana tabi tutar. Varlıkta, yoklukta, hastalıkta, sıhhatte, fakirlik ve zenginlikte imtihan eder. Önemli olan buna hazırlıklı olmaktır. Sahip olduğumuz her nimetin mutlaka bir imtihanı olacaktır. Ve bunların hesabı bizden sorulacaktır. Amelimizin karşılığını dünya ve ahirette iyi ya da kötü bir şekilde mutlaka göreceğiz. Nimetin varlığına sevinmekle beraber imtihan için verildiği unutulmamalıdır.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,