Esir’in Mâhiyeti

25. Sayı

“Einstein’ın önce arıtıp sonra tahta çıkardığı esir kavramı: Onun temel fizikteki rolü yirminci yüzyıl ilerledikçe daha çok genişledi. O şimdi yeniden isimlendirilerek ve  zayıfça gizlenerek, kabul edilen temel fizik kanunlarını ihata etmektedir.

Ve çok ciddi sebeplerden dolayı o son kelime olacağı da şüpheli.”

Mevzuya bugünkü en otorite ilim adamının esir için yazdığıyla başladım. Diğer yazıları bunun ışığında irdelersek iyi olur.

Mevzu ile ilgili, rahmetli Prof. Ahmed Yüksel Özemre hocanın incelemesi var; bu zamanda esir hakkında genel olarak fizikçilerin kanaatını belirtmektedir. Hocanın kısmî mütalası şöyle:

“SAİD NURSÎ’DE ESÎR KAVRAMI

Said Nursî’nin eserlerinde Esîr kavramı önemli bir yer tutmaktadır   Aslında Esîr kavramı 1866 yılında James Clark Maxwell (1831-1879) tarafından müellifi olduğu Elektromagnetizma Teorisi münasebetiyle ortaya atılmıştır. Maxwell’in bu teorisi elektromagnetik dalgaların uzayda ışık hızıyle yayıldıklarını öngörmekteydi. Nasıl ki ses dalgaları (hava, su ya da demir gibi) elâstik ortamlarda yayılıyorlarsa, elektromagnetik dalgaların da uzayda yayılmaları için mutlaka- elâstik bir ortama ihtiyaç duyacakları varsayımından hareketle bütün uzayın her noktasına nüfûz eden elâstik bir ortamın var olması gerektiği iddia edilmiş; ve böyle bir farazî ortama da “Esîr” adı verilmişti.

Esîr’in:

1) kütlesinin olmadığı,

2) tamamen saydam olduğu,

3) sürtünmesiz olduğu,

4) kimyasal olarak tesbit edilmesinin mümkün olmadığı,

5) içindeki cisimlerin hareketine de asla- engel olmadığı kabûl edilmekteydi.

Fakat bu niteliklere sahip elâstik ortamın, içinde elektromagnetik dalgaların saniyede 299.776 km’lik ışık hızıyla yayılabilmesi için, geçerli fizik kanunlarına göre: 1) hem son derece katı, ve hem de 2) sonsuz kütlesi olması gerektiği gösterilince bu çelişkili durum Esîr kavramının fizikî realitesi olmayan isabetsiz bir kavram olduğunu ortaya koymuştu.

Ayrıca, 1881 yılından 1920’li yıllara kadar, Güneş’in etrafında ortalama 27 km/sn’lik bir hızla yol alan Arz’ın Esîr içindeki hızını ölçmeye yönelik müteaddid deneyler ve ölçümler yapılmıştır (Michelson ve Morley Deneyleri). Fakat Esîr faraziyesi üzerine inşa edilen bu deneyler ve ölçümler sonuç olarak Esîr diye bir ortamın mevcut olmadığını teyid etmiştir. Albert Einstein’ın (1879-1955) 1905 senesinde yayınladığı Özel Rölâtivite Teorisi’nin fizikçilerin nezdinde kabul görmesinden itibaren de Esîr fikri: 1) fiziksel realiteye aykırı, ve 2) kendi içinde çelişkili olduğundan tamâmen terkedilmiştir.

Said Nursî’nin Esîr diye bir ortamın bütün Fezâ’yı doldurmakta olduğuna dair 1866 tarihli iddiadan haberi vardır ama Esîr faraziyesinin o tarihten sonraki dönemde geçirmiş olduğu istihâlelerden de bu kavramın, bilimsel kanıtlara dayanılarak, terk edilmiş olduğundan da haberi yoktur. Said Nursî, Esîr’den ne anlamakta olduğunu On İkinci Lem’a ile İşâretü-l İ’câz’da açıklamıştır.”

Bugün birçok vasat fizikçinin nazarında mevzu böyledir. Fakat son paragraftaki Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin haberinin olmadığını belirtmesi, kendisi için de geçerlidir.  Otuz kırk senedir aktif ilmi çalışmalardan uzak kaldığı için bu görüşleri, biraz da mevzuyu uzaktan takip eden fizikçilerin kanaatiyle ortak gözükmektedir.  Ayrıca Einstein’in son çalışmaları, Dirac ve yakında nobel mükafatı alan Frank Wilzcek gibi fizikte önemli bilginler esir hakkında ısrarlarını sürdürmekteler.

Son yıllarda atomaltı parçacıklar için yapılan deneyler ve teoriler, mesela Higgs alanları (CERN de, yakın zamanda yapılan deney); everensel çekim kanunun gerektirdiği uzay zaman, uzayın yapısı (uzayın kendisi, dalgalanması), kosmolijide bulunanlar ve kozmik arka plan radyasyonu (bu her yeri doldurmakta): bunların tamamına baktığınızda sanki esir gibi özellikleri var.  Bilim adamları bunları esir diye tarif etmemeleri, esire ait bazı tenakuzlerin (Ahmed hocanın yazısına bakınız) olmasından dolayı.  Bugün hiçbir bilim adamı artık esir elektrik ve manyetik alanı, ışığı yayan bir ortam olarak esire bakmamaktadır.

Physics Today dergisi referans çerçevesi yazıları yazan Nobelli Frank Wilzcek, Einstein’ın esiri fizikten silmek şöyle dursun bilakis esiri yüceltip fizikçilerin araştırma ve çalışmalarında çok mühim bir konuma yükselttiğinden söz etmiştir. Physics Today Ocak 1999 da esir için yazdığı makalenin bir paragrafı:

 “Einstein önce arıtıp sonra tahta çıkardığı esir kavramı:  onun temel fizikteki rolü yirminci yüzyıl ilerledikçe daha çok genişledi.  O şimdi yeniden isimlendirilerek ve zayıfça gizlenerek,  kabul edilen temel fizik kanunlarını ihata etmektedir. Ve çok ciddi sebeplerden dolayı o son kelime olacağı da şüpheli.”

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, “nâkile zeminidir” diyor, fakat fizik bunu kabul etmiyor.  Bu Ahmed hocanın dediği gibi o günkü mevcut fiziki anlayışı mı söylüyordu, yoksa başka hakîkatlerden dolayı mı söyledi, bunu Allah bilir. Bana göre Üstad elbette boş konuşmuyor.  Bu söylediklerinin belki hakîkatleri çok farklı şekilde ilerde zuhur edebilir.  Mesela mevcudatın esirden yaradılışını anlatan mevzu bana göre modern fiziğin ele alış tarzıyla aynı (yanlış anlaşılmasın modern fizik direk Risâle-i Nur’daki hakîkatleri ele almış demiyorum; farklı açılardan ele alınan mevzular var fakat fikir ortak).  Bu sene Prof Namumbo bu alanda çalışmasından ötürü Nobel almıştır. Lemalar’da geçen mevzu:

“Esîr’i oluşturan madde tıpkı suyun buhar ve buz kılığına girebilmesi gibi, aslı değişmeksizin, farklı şekillere bürünebilir. Esîr maddesinden yedi katmanın var olması akla mâni’ de değildir, bu hususta bir îtirâza da sebeb olmaz .” (12 Lem’a)

Burda Üstad Hazretleri “Esir gibi latif bir unsurdan nasıl madde ve maddî cisimler yapılmıştır?” sualine, suyun hal geçişlerini örnek veriyor.  Bunun teknik adı faz/hal geçişi olarak biliniyor.  Fizikte sırf katı sıvı gaz şeklinde hal geçişleri yok, manyetik durumlar, süper iletkenlik gibi durumlar da hal geçişiyle alakalıdır.

Bilim adamlarıda ışık gibi latif şeylerin nasıl kütle kazanıp diğer parçaçıklara dönüştükleri sualiyle uğraştılar.  Bu uğraşları aslında esir demedikleri alanların (Higgs gibi) nasıl kütleli atomaltı parçacıkları oluşturacağı suali önemliydi.  Onlarda aynen kütle oluşumunun bir hal değişimi tarzında olacağını öne sürerek bunu izah ettiler.  Pakistanlı Prof. Abdussalam bu konuda çalışıp Nobel alanlardan biriydi.  Esasında bu problemi ele alış tarzı öyle ilginç ki kaderdeki bazı mevzular burda var, fakat konumuz şu an bu değil.

Benim kendi kanaatım Üstad Hazretleri boş konuşmaz ve onun dedikleri bugün yarın çıkabilir.  Fizik gibi bilimler uzun tartışmalar ve deneylerle bazı sonuçlara ulaşırlar, fakat bu nihaî nokta değildir.  Üstadın dediği çıkmasa bile biz maddeye, kainata Allah’ın nizamının zenbereği gibi bakıyoruz, mânâ-yı ismiyle bakmıyoruz; dolayısıyla esirin hakîkati ne olursa olsun, orda verilen mana-yı harfi bizim için önemli olandır.   Fakat bugünkü bilimin anlayışını bilmek, kendi çerçevesi içinde onu anlamak ta bize ufuk açacağı kanaatındayım.  Kritik ve sabırla okumaya devam.

1- “Esîr’i oluşturan madde tıpkı suyun buhar ve buz kılığına girebilmesi gibi, aslı değişmeksizin, farklı şekillere bürünebilir. Esîr maddesinden yedi katmanın var olması akla mâni’ de değildir, bu hususta bir îtirâza da sebeb olmaz .” (12 Lem’a)

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,