Kim yarattı?

24. Sayı

Amerikada fizik sahasında doktora çalışması yapan bir yakınımızla konuşuyoruz. Asistanı olarak çalıştığı ve bağlı bulunduğu enstitünün de başkanı olan profesörün bir iddiasını nakletti.  

Diyormuş ki: Şu dünyanın kendi kendine var olduğunu düşünmüyorum. Elbette birisi var etmiştir. Hem o yaratıcı ilim ve kudret sahibi, hikmet ve sanat sahibi olmalıdır.

Siz müslümanlar o yaratıcıya Allah dersiniz, ben ise ona tabiat diyorum. Yani, O sizin düşünceniz, bu da benim demeye getirmiş.

Öncelikle ifade edelim ki inanmak, öyle yoğu var farzedip kabul etmek değil, olanı aynen kabul ve tasdiktir. Kendi inanışları hayali ve vehmi olanlar bizleri de öyle zannediyorlar. Hâlbuki biz Kur’an şakirdleri olan Müslümanlar bürhana tabi oluyoruz, akıl fikir ve kalbimizle hakaik-i imaniyeye giriyoruz.

Bir zamanlar müşrikler kendi elleriyle yaptıkları putları ilah addedip ona ibadet etmeleri gibi onların bu asırdaki temsilcileri de hayallerinde bir yaratıcı vehmedip, adına tabiat deyip onu yaratıcı addediyorlar, bütün hayranlıklarını ona tevcih ediyorlar. Aralarında bir fark yoktur.

Sadede gelelim.

YAPAN BİLİR, BİLEN KONUŞUR!

Şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor … Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur. Madem konuşacak; elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak.

Madem zîfikirle konuşacak; elbette zîşuurun içinde en cemiyetli ve şuuru küllî olan insan neviyle konuşacaktır.

Madem insan neviyle konuşacak; elbette insanlar içinde kabil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.

Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlakı en ulvî ve nev-i beşere mukteda olacak olanlarla konuşacaktır. Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve en âli ahlâkta … olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş; ve resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak  ve yapmıştır.

Şimdi o adama deriz: Madem yapan bilir, bilen konuşur. O halde senin o tabiat dediğin şey neyi yapmış, kiminle konuşmuş? Kimi peygamber yapmış? Nemrudu mu, yoksa Firavunu mu? Hem daha kendisi konuşmayı bilir mi ki? Yaratsa bilirdi, bilse konuşurdu. Konuşşa en evvel insanlarla konuşurdu. Konuşmamış ve konuşamıyor. Demek senin tabiatın yaratıcı olduğunu iddia etmen kuru bir vehimden ibarettir.

Hâlbuki Allah Adem (as)’dan beri yüzyirmidört bin peygamber göndermiş, ellerine mucizeler vermek suretiyle de onların kendi peygamberi olduğunu teyid etmiştir. Onlara vahiy yoluyla yaratmaktaki maksad ve gayesi ne olduğunu bildirmiştir. Demek herşeyi Allah yaratmış ve niçin yarattığını da tüm insanlığa beyan etmiştir. Böylelikle  uluhiyetini ilan ve isbat etmiştir.

Hem basit bir insan bile ne yaparsa hep bir maslahata bir hikmete binaen yapıyor. Şu muhteşem kainatı yaratanın elbette kainatın büyüklüğü nisbetinde hikmetleri ve daima gözettiği maslahatları vardır. Bütün bu varlıkları hangi hikmet ve maslahata binaen yarattığını, hem insanlardan neler beklediğini birinci derecedeki muhatabı olan insana bildirmesi lazımdır ki yaratmaktaki maksadı yerine gelsin. O güzel hikmetler ortaya çıksın. Kainat ve insan manasızlıktan, israf ve abesiyetten kurtulsun, insandan beklenen güzel neticeler ortaya çıkabilsin.

Şu halde senin yaratıcı zannettiğin şey şu kainatı yaratmadığı gibi kainatın niçin yaratıldığını da izah etmemiş, edememiştir. O kunuşamadığı için senin gibi bazı tabiatperestler, masa başında hayali senaryo yazmak kabilinden bazı felsefi ve hayali fikirler geliştirse de onlar şu kainatın hikmetli kitabının bir tek kelimesinin dahi hakiki manasını açıklamaktan pek uzak kalmıştır. Hikmet, kim neyi niçin yaptı ise o gayesini açıklamasını gerektirir. Açıklamamak, bir gaye olsa bile o gayeyi dahi heder etmek olur ki hikmetsizliğe delalet eder. Demek senin tabiatın hikmetten mahrumdur. Her bir eşyanın yaratılışındaki hikmet, onun hikmet sahibi bir Zat tarafından yaratıldığına şehadet ve delalet ediyor. Demek senin şu vehmine kainatta hiçbir şahid ve delil yoktur.

Hem kainatın mânâsının ve vazifesinin ne olduğu, hususan insanın nereden geldiği bu dünyadaki vazifesinin ne olduğunu hem sonra nereye gideceğini tabiat bilemez ve açıklayamaz. Kim yarattı ve bu dünyaya kim gönderdi ise, hangi vazife ile gönderdi ise elbette O bilir, O açıklar. Bundan sonra nereye götüreceğini de yine O bilir, O bildirir. Senin tabiatın ise değil bunları bilmek veya açıklamak, açıklandığında işitmekten, işitse anlamaktan dahi acizdir. Kör, sağır ve akılsız olarak yaratılmış bir tabiatın şu derece muhteşem kainatı yarattığını vehmetmek sivrisineğin güneşi yarattığını iddia etmekten daha hurafedir.

Evet, “Tesadüf, şirk ve tabiattan teşekkül eden fesat şebekesinin alem-i İslamdan nefiy ve ihracına Risâle-i Nurca verilen karar infaz edilmiştir“ İnşallah pek yakın bir zamanda İsa (as)’ın da tasarruflarıyla alem-i insaniyetten dahi ihrac edilecektir.

KAYNAKLAR:

Zerre Risalesi, Mesnevi-i Nuriye
Hutbe-i Şamiye, Mektubat
Mu’cizat-ı Ahmediye, Zülfikar
Zerre Risalesi, Mesnevi-i Nuriye

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,