Behlûl-i Dânâ (ra)

23. Sayı

Kendimizce doğru olan bir şeyin, başkalarına göre birçok yönden mahzurlu olduğunu kendi bakış açımızdan göremeyiz. Bu durumda yapmamız gereken şey, kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak onun hissiyatıyla olayı değerlendirmeye çalışmaktır. Buna psikolojide “empati” ya da “duygudaşlık” deniliyor. Psikologlar belki de bu adı yeni koydular. Fakat bundan bin dört yüz yıl önce Resûlullah (asm) bu metodu uygulamıştır.

Kendi zamanının tanınmış bir velisi olan Behlûl-i Dânâ Hazretlerinin asıl ismi Vüheyb bin Ömer Sayrâfî’dir. Behlûl-i Dânâ adıyla şöhret buldu. Doğum târihi kesin olarak bilinmeyen bu mübarek zat, Kûfeli olduğu hâlde ömrünün çoğunu Bağdât’ta geçirdi.

 Abbasî Halifelerinden Hârûn Reşîd’in kardeşi olduğuna dâir rivâyetler olduğu gibi, onun nedîmi ve danışmanı olduğunu söyleyenler de olmuştur. Bir vesile buldukça Hârûn Reşîd’e nasîhat verirdi. Sözünü dudaktan, gözünü budaktan esirgemezdi. Doğru bilinen yanlışları, yanlış zan edilen doğruları çekinmeden söylediği için, kendisine Behlûl-i divane diyenler bile olmuştur. Herkese ders olacak hikmetli kıssaları çok meşhûrdur. 805 (H.190) senesi Bağdât’ta vefât etti. Dicle kenarında Şunûziyye kabristanına defnedildi. Bu sayımızda Behlûl-i Dânâ Hazretlerinden bir kıssaya yer vereceğiz.

Her koyun kendi bacağından asılır

Hârûn Reşîd bir gün esnafı denetlemesi için Behlûl-i Dânâ’yı vazifelendirir. Esnafı dolaşan Behlûl, pek çok kişiyi yaptıkları yanlış işler yüzünden cezalandırır. Esnaf kendisine kızgındır; çünkü onlara göre yaptıkları işler sadece kendilerini ilgilendirirdi. Onlarla Allah arasına kimse girmemeliydi. Sonunda hep birlikte halifenin huzuruna çıktılar. Behlûl-i Dânâ’nın kendilerine haksız yere ceza kestiğini, yaptıklarının ona bir zararının olmadığını, her koyunun kendi bacağından asılacağını, bu durumun düzelmesi için Behlûl-i Dânâ’nın vazifeden azledilmesi gerektiğini Hârûn Reşîd’e söylediler. Bunun üzerine halife, Behlûl-i Dânâ’yı yanına çağırtıp esnafın kendisinden şikâyetçi olduğunu bildirir.

Behlûl-i Dânâ şikâyetleri dinler; fakat hiçbir cevap vermeden huzurdan çıkar. Ertesi gün birkaç koyun kesip bacaklarından asar. Esnaf olan bitene bir anlam veremez. Zamanla koyunların kokusu etrafı rahatsız etmeye başlar. Etrafa yayılan pis koku dayanılmaz bir hal alınca, esnaf soluğu yine Hârûn Reşîd’in yanında alır. “Ey halife! Bu deliye bir şeyler söyle. Bacaklarından astığı koyunların kokusundan çarşıya girilmez oldu. O’nun yaptıklarından bîzar olduk.” derler. Bunun üzerine, Behlûl yine huzura çağrılır. Esnafı halifenin yanında görünce, “Yine ne oldu? Bir şikâyetiniz mi var?” diye sorar. Esnaf, “Astırdığın koyunların kokusundan çarşıda durulmaz oldu.” deyince Behlûl,  “Evet efendiler, demek ki her koyun kendi bacağından asılsa da bütün mahalle bundan rahatsız olur.” der; esnaf bu söze verecek cevap bulamaz.

Şimdi bu kıssadan çıkarabileceğimiz hisselere bir bakalım.

1. Günahlar (sahsî gibi görünse de) psikolojik ve sosyolojik açıdan çevreyi etkiler

Birçok günahkâr insanın ağzından düşmeyen klâsik bazı sözler vardır. “Benim günahım bana bundan kime ne?” diye başlayan ve “Bu hayat benimdir, istediğim gibi yaşarım; kimse bana karışamaz.” ifadeleriyle devam eden sözleri sıkça duyarız. Bu ve buna benzer sözler, temelde, yukarıda bahsi geçen kıssadaki “Her koyun kendi bacağından asılır.” düşüncesi ile aynı mantığı taşıyor. Böyle düşünenler âhiret hayatı noktasında belki haklılar; çünkü işledikleri günahın cezasını yalnız kendileri çekecekler. O zaman “Ne halleri varsa görsünler. Yapacakları varsa, görecekleri de vardır.” diyebiliriz. Fakat aynı şeyi dünya hayatı için söylemek mümkün mü? Yani bazı kimselerin günah ya da gayr-i ahlakî olan fiilleri karşısında “Ne halleri varsa görsünler.” diyebilir miyiz? İnsanlar için günah işleme hürriyeti olabilir mi? İnsanın dilediğini yapma özgürlüğünün bir sınırı yok mudur? Mesela; herkesin adam öldürme hürriyeti olsa sonuç ne olurdu? Ya da hırsızlık veya gasp suç olarak kabul edilmese idi bunun topluma yansıması nasıl olurdu? Acaba insanların suç işleme özgürlüğü olsaydı toplum bundan nasıl etkilenirdi? “Adalet, emniyet, asayiş, huzur ve düzen bozulurdu.” dediğinizi duyar gibiyim. Demek işlenen kötülükler sadece sahibine zarar vermiyor; toplumu da psikolojik ve sosyolojik açıdan etkiliyor. Hiç kimse günah işlemekte hür değildir. İslâmiyet’e göre gerçek hürriyet; -helâl dairesinde olmak şartıyla- sahsın yaptıkları ile kendine ve başkasına zarar vermemesidir. Demek dinen haram kabul elden fiiller, hem şahsa hem de topluma maddeten ve manen zarar verdiği içindir ki yasaklanmışlardır.

2. Def’-i şer celb-i menâfi’e her zaman râcihtir

Yani kötülüğün, zararın önlenmesi her zaman iyiliğin, faydanın elde edilmesinden önce gelir. Neden mi? Dibi delik bir kazanın tamiri, sütle doldurulmasından önce gelir. Deliği tamir işi kötülüğün önlenmesi; süt doldurma işi ise faydanın celbi anlamına geleceğinden elbette zararı önlemek için deliğin önce tamir edilmesi gerekir. Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i an’il münker (iyiliği emretmek kötülükten sakındırmak) her mü’mine farz kılınmıştır. Hadis-i şerifte “Sizden kim (sünnetimize uymayan) bir münker (kötülük) görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse lisanıyla düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu kadarı imanın en zayıf mertebesidir.” (Müslim, İman 78 (49); Tirmizî, Fiten 11 (2173)) denilmektedir. Topluma verdiği zararlar göz önüne alındığında kötülükleri uzaklaştırmak, iyiliklerin celbinden önce gelir. Yani önce zararlı şeyler ortadan kaldırılmalı, daha sonra iyiliklerin topluma yerleşmesine çalışılmalıdır. Çünkü kötülük tahriptir, yıkmaktır. İyilik ise tamirdir, yapmaktır. Yıkmak kolay, yapmak ise zordur. Her bir kötülük toplumdan pek çok iyiliğin yok olmasına sebep olur. Tahrip kolay olduğundan kötülüğün yayılması, iyiliğe nazaran daha hızlı olur. Bu noktadan bakıldığında kötülükler başkalarına (b)ulaşmadan, onları engellememiz gerektiğini görebiliriz.  

3. İnsanları kötülükten vazgeçirmenin pek çok yolu vardır

İnsanlarda yaratılış itibariyle haramlara karşı bir meyil vardır. Haram ve günahlarda ise maddî, aldatıcı, geçici bir zevk ve lezzet olmasına karşın; binlerce manevi, ruhî, kalbî, vicdânî elemler de vardır. Nefsin hazır bir lezzeti, ileride verilecek binler lezzete tercih etmesi sebebiyle insan -şeytanın da telkinâtıyla- bilerek ya da bilmeyerek haramlara girer. Bedîüzzaman (ra) Hazretleri, haramları zehirli bir bala benzetir. Nasıl ki zehirli bir balı yiyen adam önce lezzet alır, sonra zehrin tesiriyle acılar içerisinde can çekişir. Aynen öyle de harama dalan bir insan da önce lezzet alır, sonra kalbî, vicdanî sıkıntılar, korkular onu kabre kadar rahatsız eder. Kötülükleri önlemekte bu nokta çok önemlidir. Bizler, kötülüğün kötü neticelerini gözler önüne sermeliyiz ki insanlar o yola girmesinler. Haramların, günahların daha dünyada iken insanların başlarına neler getirdiğini zihinlere kazımalıyız ki onlardan uzak durulsun.

4. Empati yaptırarak pek çok kötülüğü önleyebiliriz

Bazen davranışlarımızın başkalarını nasıl etkilediğini düşünmeden hareket ederiz. Eğer karşımızdaki kişi ya da kişiler bizi ikaz etmezlerse onlara zarar verdiğimizin farkına bile var(a)mayız. Kendimizce doğru olan bir şeyin, başkalarına göre birçok yönden mahzurlu olduğunu kendi bakış açımızdan göremeyiz. Bu durumda yapmamız gereken şey, kendimizi karşımızdakinin yerine koyarak onun hissiyatıyla olayı değerlendirmeye çalışmaktır. Buna psikolojide “empati” ya da “duygudaşlık” deniliyor. Psikologlar belki de bu adı yeni koydular. Fakat bundan bin dört yüz yıl önce Resûlullah (asm) bu metodu uygulamıştır. Kendisinden zina etmek hususunda izin isteyen bir gence sırayla; bu fiili annesinin, kız kardeşinin, halasının, teyzesinin yapmasına razı olup olmayacağını sormuş. Genç bunların hiç birinin zina etmesine razı olamayacağını söyleyince; başkaları da annelerinin, kız kardeşlerinin, teyzelerinin, halalarının zina etmelerine razı olmaz diyerek genci bu isteğinden vazgeçirmiştir. Rasûl-ü Ekrem (asm) in bu davranışı (s)empatik değil midir? Bu tarz davranış bizler için sünnettir. Empati yapmak, yaptırmak sünnet olduğuna göre, bizlerin de davranışlarımızı bu açıdan kontrol etmemiz gerekmez mi? Karşı tarafı inciterek, rencide ederek, hissiyatını bastırarak değil; aklını, kalbini, nefsini empati yaptırmak suretiyle ikna ederek hem kötülüğü önlemek hem de insanların gönlünü fethetmek mümkündür. Anne babalar, âmirler, memurlar, büyükler, küçükler, zenginler, fakirler kısacası tüm insanlar gerçekten empati yapabilselerdi kimse kimseye zarar verir miydi acaba?

Derler ki her koyun kendi bacağından asılır

Asılmasına asılır da, kokusu etrafa yayılır

Derler ki benim günahım bana, bundan kime ne!

Pek çok hayrâta mani pür şer etrafa yayılır

Her koyun kendi bacağından asılsa da

Yoktur İslâm’da mel’anete müsâade

İnsan dünyada her ne kadar hür olsa da

Yoktur zarara cevaz ne nefsine, ne de gayra

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,