Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin Manevî Şahsiyeti

20. Sayı

Milletlerarası Bediüzzaman ve Risalei Nur Sempozyumundan

Allah’ın velî kullarından istifade etmenin en önemli yollarından biri nazarımızı bu zatların manevî şahsiyetlerine çevirmektir. Yalnızca onların beşeri yönlerine nazar eden manevîyattan mahrum kalır.

İnsan, ahsen-i sûret üzere yaratılmıştır. Kendisine hadsiz manevî mertebeler tayin edilmiştir. Bu manevî mertebeleri gezecek şekilde kabiliyetlerine bir sınır konulmamıştır. Dünyaya gelmekteki gayesi Allah’ı tanımak, O’na iman ve ibâdet etmektir. Allah’ın yarattığı ve dünyaya gönderdiği halifesidir. Kendisindeki ilim ve yükleneceği emanetten dolayı kendisine melekler Allah’ın emriyle secde etmişlerdir. Bütün ilâhî isimlerin tecellîgâhı olmuştur. Âlemin küçük bir modeli kılınmıştır. Yeryüzü bir nimet sofrası haline getirilmiş, ebedî saadet ve cennet saraylarıyla beraber hadsiz ihsanlar onun için hazırlanmıştır. Şu dünyada Cenâb-ı Hakk’ın aziz bir misafiridir. Hadsiz nimetlerin bir müfettiş-i nâzırı, ilâhî hikmetlerin dellalı olmuştur. Kısacası insanın değeri onun kalıbından değil belki vazifesinin kudsiyeti ve ubûdiyetinin kıymetinden dolayı olmuştur.

Manevî şahsiyetten kastımız ise insanın Allah’a kulluktan ibaret olan şahsiyeti ve Allah katındaki makamıdır.

KUR’ÂN-I KERÎM’DE MANEVÎ ŞAHSİYETE YAPILAN TEŞVİK

Allah Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerini; peygamberlik vazifelerini hassasiyetle yerine getirmelerinden, Allah’ın emirlerine uymaktaki gayretlerinden, ibâdetlerinden, takvalarından, teslimiyet ve tevekküllerinden, ihlâslarından, Allah’tan korkmalarından, çokça tevbe etmelerinden, adaletlerinden, tevazularından, ahdlerine olan vefalarından, Allah’ı zikirlerinden, doğruluklarından, duâlarından, hakka olan hizmetlerinde karşılaştıkları musibetlere karşı sabırlarından, güzel ahlaklarından ve benzeri daha birçok güzel hasletlerden dolayı övmüştür. İnsanları bu hasletlere teşvik etmiştir. İnsanın hakîkî değerinin bu hasletlerle olduğunu beyan etmiştir.

ANNE VE BABASININ MANEVÎ ŞAHSİYETİ

Ağacın güzel ve sağlıklı oluşu çoğu zaman meyvesine de yansır. Üstad Bedîüzzamanın muhterem babaları takva sahibi bir insandı. Eve dönerken öküzlerinin ağzını kapatarak başkasının merasından hayvanlarının yemelerine engel olurdu. Hukuka ve helal lokmaya son derece dikkat ederdi. Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin harp sahasındaki tüfek seslerini evlerinin damında otururken duyabilecek kadar kemalât sahibi bir insandı. Muhterem valideleri ise Üstad Bedîüzzaman’a hamile iken abdestsiz yere basmadığını ve abdestsiz süt emzirmediğini, Üstad Bedîüzzaman’ın fevkalade halini anlamak için gelen âlimlere haber vermesinden öğrenmekteyiz.

İHLÂSI

Üstad Bedîüzzaman’ın hayatına baktığımızda dikkatimizi çeken en önemli özelliklerinin başında ihlâsı gelmektedir. Allah’ın rızasını, hakkın hatırını her şeyin üstünde tutmuştur.

“Amelinizde rızâ-yı ilâhî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer o kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette doğrudan doğruya yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksat yapmak gerektir.” Ve “Medar-ı necat ve halas, yalnız ihlâstır. İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Bir zerre ihlâslı amel, batmanlarla hâlis olmayan amele müreccahtır.” Diyerek bütün hareketlerinde ilâhî rızayı esas tutmuştur. Kendisine teklif edilen dünyevi makamları, iltifatları, maaşları, köşkleri sünnet-i seniyeye uymak için kabul etmeyerek ihlâsını muhafaza etmiştir.  Bütün amellerinde yalnızca Allah’ın rızâsını esas tutmuştur. Hayatıyla da bunu ispat etmiştir.

İMANI

İnsan yaptığı hizmetin büyüklüğü ve kıymeti derecesinde zorluklarla karşılaşır. Hizmetin büyüklüğünü ve etkisini anlamanın diğer bir yolu da muhaliflerin ne suretle ve ne şekilde karşılık verdiğidir. İnsanın Bu zorluklara karşı verdiği mücadele kalbindeki dayanak ve yardım aldığı noktanın büyüklüğü ve kudsiyeti ile doğru orantılıdır.

Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin hizmetlerine mukabil karşılaştığı sıkıntılara karşı tavrı âdete büyük bir nehrin ortasında duran büyük bir kaya gibi olduğunu görürüz. Kendisine çarpan şeylere sadece “Sen de geç!” demekle yetinmiştir.

Hiçbir şeyin kendi hizmet aşkına engel olmasına müsaade etmemiştir. Hiçbir hadise ümidini kıramamıştır.

İmanın en küçük bir meselesine bütün dünyayı değişmemiştir. Kur’ân’ın bir kelimesinin bir nüktesinin açıklanmasını kendi hayatına tercih etmiştir.

Dünya bütün şaşaa ve debdebesiyle kendisine güldüğü halde dönüp bir kez bakmamıştır.

İman hakîkatlerini hiçbir menfaate, siyasete, gareze alet etmez.

İslamiyetin izzet ve şerefi için hayatını hiçe sayar.

Davasından vaz geçirmek için gösterilen darağacını Allah’a ve ahbaba kavuşmak için bir tezkere görür.

Üstad Bedîüzzaman’ın kâinata meydan okuyan bir imana sahip olduğunu görüyoruz.

UBÛDİYETİ

Allah’ın velî kulları küçüklüğü, büyüklüğün bir ölçüsü olarak kabul ederler. Kendilerinde bulunan maddi ve manevî bütün güzellikleri, kemâlâtı Allah’a verirler. Allah’tan bilirler. Kendilerinde yalnız kusur, eksik ve noksanı görürler.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin ubûdiyetine baktığımızda kendisinin ifadesiyle “Ubûdiyet vaktinde dergâh-ı İlahiyeye müteveccih olduğum vakit, Cenâb-ı Hakk’ın ihsanıyla bir şahsiyet veriliyor ki, o şahsiyet bazı âsârı gösteriyor. O âsâr, mana-yı ubûdiyetin esası olan: “Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek” noktalarından geliyor ki; o şahsiyetle, kendimi herkesten ziyade bedbaht, âciz, fakir ve kusurlu görüyorum. Bütün dünya beni medh ü sena etse, beni inandıramaz ki ben iyiyim ve sahib-i kemalim.”

Üstad Hazretleri’nin evradlarına baktığımızda, bütün zerrelerden ve suyun bütün damlalarından ve varlığın aldığı bütün nefeslerin adetlerinden oluşan tesbihi, mübarek ellerinde görürüz. İşte insan, Kur’ân’ın terbiyesiyle ne kadar teâli ediyor. Ve ne derece duyguları inbisat ediyor ki: Koca dünya mevcudatını, virdine tesbih olmakta kısa görüyor. Ve Cennet’i zikir ve virdine gâye olmakta az gördüğü halde, kendi nefsini Cenâb-ı Hakk’ın ednâ bir mahlûkunun üstünde büyük tutmuyor.

SÜNNET-İ SENİYYEYE İTTİBAI

Üstad Bedîüzzaman bütün ömrü müddetince sünnet-i seniyeye ittiba etmiş ve bir sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için i’dam cezalarını hiçe saymış ve sünnet-i seniyeyi ihya ve imanı muhafaza uğrunda yüz otuz parça eser te’lif etmiştir. Evet, ittiba-i sünnet-i Ahmediyeye dair yazdığı bir eseri, 70 seneden beri milyonlarca nüsha olarak neşrolmuştur.

Risâle-i Nur talebeliğinin bir şartını sünnet-i seniyeye ittiba etmeyi göstermiştir.

Unutulan veya unutulmaya yüz tutan sünnetleri ihya etmiştir.

Üstad Bedîüzzaman Peygamberimizin (asm) ahlakıyla tam olarak ahlâklanmış ve bu ahlakla yaşamıştır.  mişvar-ı Ahmediyenin (asm) ve hilye-i Nebeviyenin hakîkî lâbisi olduklarını göstermişlerdir..

Amel ve ahlâk bakımından ve sünnet-i nebeviyeye ittibâ ve temessük cihetinden, Ümmet-i Muhammede tam güzel bir örnek ve tam bir rehber olmuştur.

Bir tek sünneti terk etmemek uğruna, uzun yıllar büyük sıkıntılar çekmiştir.

Âdetini ibâdete ve gafletini huzura çevirmenin yolunun sünnete ittiba olduğunu göstermiştir.

Ümmetine karşı hadsiz bir şefkat taşıyan Peygamberin (asm) sünnetine uymamayı nankörlük ve vicdansızlık olarak değerlendirmiştir.

MANEVÎ ŞAHSİYETİ GÖREMEYENLERİN DURUMLARI

İnsanlar çoğunlukla menfaatine düşkün, nazarı kısa ve olayları yüzeysel olarak değerlendirmeye meyillidirler. Hadiselerin perde arkasındaki ilâhî hikmetleri çoğu zaman göremezler.  Özellikle bu zamanda manevîyata yabani kalan insanlık daha çok dış görünüşe önem vermektedirler. Hâlbuki insanın asıl değeri Allah’a olan kulluklarından gelmektedir.

Bunu teyiden Kur’ân-ı Kerim’de, peygamberlerin manevî şahsiyetlerinin insanlık tarafından görülmediği bildirilmektedir. Peygamberlerin insan olması insanlık için bir şeref iken bu sırrı anlamayan bir kısım insanlar peygamberlerin sadece beşeri yönlerini görüp tenkide kalkışarak onları yalanladılar. Onların da bizim gibi insan olduklarını, yiyip içtiklerini, çarşı-pazarda alış-veriş yaptıklarını dillendirerek iman etmekten kaçındılar. Bu yüzden Peygamberleri yalanlamalarından, iman etmemelerinden, küfürde ısrarlarından, kötü amellerinden dolayı bir kısmı daha dünyada iken helak edilmişlerdir.

Sonuç olarak Allah’ın velî kullarından istifade etmenin en önemli yollarından biri nazarımızı bu zatların manevî şahsiyetlerine çevirmektir. Yalnızca onların beşeri yönlerine nazar eden manevîyattan mahrum kalır.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,