Birliğinin ışığında erit beni!

17. Sayı

“Ateşi bilmenin bedeli nedir?” diye sorduklarında

“Alevinde bir kez olsun yanmaktır.” demişlerdi.

Bir’i bilmenin bedeli ben her ne ise razıyım.

Bütün “Hayır!”larımı yok eden bir ateşte yak beni! Ey Bir!

Sadece bir tek “Hayır!”ı alma benden.

Senden maada tüm ilahları reddeden -Lâ- kalsın bana.

Dört elif miktarı uzattığımda dört yüz günahımı yok eden ateşim.

“Lâ ilahe illallah!”

Ezeli virdim!

Hayr-ı ezelim!

Tekrar tekrar dön bana!

 

Sen Birsin Ey Rabbim!

Yeryüzü sofrasının gül demeti mevsim-i baharın Rahmânısın!

Fırtınadaki kasıp kavuran Cebbâr!

Atomdaki iten ve çeken Adlsin! Alîmsin! Habirsin!

Bataklıkta bembeyaz bir tebessümle beni büyüleyen nilüfer çiçeğinde seyrettiğim Kuddüsten başkası da değil!

Şu kalemi kavrayışım, ben değil, benden değil!

Türlü türlü şekil ve sûretlerle görünürsün gönül gözlerimize,

aynalara akseden sensin. Her aynada ayrıca güzelsin!

Ey ufkumun batmayan güzel güneşi,

sen Birsin!

Kır saçlı aydın bakışlı genç ve elinde küçük bir tablo. Bahtiyar parmaklar senin birliğini nakşetmiş o kadife kumaşa, dokumuş bizzat kalbini o bahtiyar levhaya.

Sonra yüreği karanlık bir levha olan Koreli adam tabloyu gösterdi gence, ne olduğunu sordu. Gencin gözlerinde ışık huzmeleri pırıldadı. Denizde ışıyan yakamozdu bu ışıltılar, sesi de kıyıları okşayan suyun asil şırıltısı. Derya kadar derindi cevap verişi, güneş kadar müşfikti sesinin tınısı:

—    Allah vardır ve birdir. 

—    Ne malûm? dedi boğuk, kaskatı. Düşünce boğazında peydahlanmış geçmek bilmeyen gıcık gibi bir (ne malum)du zaten hep itirazlarının adı.

Aydınlık çehre şefkat şefkat ışıldayan bir tebessüm libası kuşanıverdi bu itirazın aksiyle. Kuşandı da öyle baktı Korelinin gözlerinin içine:

—    Bu mânâyı çözmek inan hiç zor değil! Bilinmeyeni bilinene, görünmeyeni görünene kıyas edebilirsin. Burası senin yaşadığın ülke, bak! Bir idarecisi var bu ülkenin. Ve kanunlar işlediğince düzen devam ediyor.

Şurubu, midesi kabul etmeyen inatçı bir çocuk gibi kustu aklı bu ilacı. Çokluğun asit denizinde dağılıp gitmiş fikri sorguladı Bir’i.

—    Neden bir? Dünyada yüzlerce ülke ve ülkeler adedince idareci var?

Aydın bakışlı yüz tebessümlerle daha bir ışıldadı.

—    Senin ülkendeki ağacın programıyla benim ülkemdeki bir ağacın kanunu arasında bir fark yok. O halde kanun bir. Kanun koyucu da bir!

Bu şurubun tadı öyle güzeldi ki Koreli hayır demedi.

      …

Hayır demedi; bilmediğimiz olmadığına delil olmayacağını bilenler! Hayır demedi, akıl gözüyle kalbin hissiyle görebilmeyi becerebilenler! Yeryüzünde hangi âmâ göremediği güneşi inkâra yeltenir? Sen öyle bir varsın ki, Varlığımdan daha aşikârsın. Sen öyle var Birsin ki; iki demek için şaşı olmalıyım!

Nereye baksa gözlerim seni birleyen mucizevî mühürlerle sevinçten sevince düşerim. “Lâ ilahe illallah” deyip başparmağının iç yüzünü öpen çocuk da şaşırtmaz beni artık.

O parmaktaki çizgiler! Herkese ayrı ayrı çizdiğin, her insana özgü olarak verdiğin bizim imzalarımız olan çizgiler! O mührün pertevinden seslenirsin şöyle: “Bir olan Rabbinizim ben sizin! İşte sen eserimsin, bu da hatemim!”

Kar mevsimi geldiğinde birlik sikkelerin yağar semadan kristal danteller gibi. Şu soğuk taneciklerde sıcacık haberler vardır senden. Her birini ayrı bir meleğin eline verdiğin kar tanelerinin hiç birine aynı deseni işlememişsin. Her taneyi başka bir sanatla bezemişsin. İşte sen sanatın gibi eşsizsin! Birsin!

İşte sana olan şu seslenişim. Sadece bana verdiğin ve başka kimsede taklidi olmayan sesim. Ses tellerimin tınısına bile bir oluşunun simgesini gizlemişsin!

Güneş penceremde, denizin ayna yüzünde, baktığımda saatime camın üzerinde ve kaldırdığımda başımı göğe gözlerimin içinde… Aynalar adedince güneş var gibi görünür gözlere. Ama birdir hâlbuki şems. Ben buradayım ve birim der! Huzme huzme ışığıyla birliğini ilan eder.

Sen Birsin Ey Rabbim! Yeryüzü sofrasının gül demeti mevsim-i baharın Rahmânısın! Fırtınadaki kasıp kavuran Cebbâr! Atomdaki iten ve çeken Adlsin! Alîmsin! Habirsin! Bataklıkta bembeyaz bir tebessümle beni büyüleyen nilüfer çiçeğinde seyrettiğim Kuddüsten başkası da değil! Şu kalemi kavrayışım, ben değil, benden değil! Türlü türlü şekil ve sûretlerle görünürsün gönül gözlerimize, aynalara akseden sensin. Her aynada ayrıca güzelsin! Ey ufkumun batmayan güzel güneşi, sen Birsin!

Ey Vâhid! Yıkıntılar kentindeki küçük bir kırıntıyım ben. Yok olmuş, kaybolmuş hissetmiyorsam ruhumu külden bir cüz oluşumu bana vahy edişinden. Anlat Ey Ehad! Ehadiyetinden mühürler taşıyan kalbime. Yalnız gecelerde benim sana anlattığımca beni, sen de anlat bana seni! Bildiğim, bilmediğimde nice karanlık oluşum! Bilmediğimin düşmanı etme beni! Birliğinin ışığında erit beni!

“Ateşi bilmenin bedeli nedir?” diye sorduklarında “Alevinde bir kez olsun yanmaktır.” demişlerdi. Bir’i bilmenin bedeli ben her ne ise razıyım. Bütün “Hayır!”larımı yok eden bir ateşte yak beni! Ey Bir! Sadece bir tek “Hayır!”ı alma benden. Senden maada tüm ilahları reddeden -Lâ- kalsın bana. Dört elif miktarı uzattığımda dört yüz günahımı yok eden ateşim. “Lâ ilahe illallah!” Ezeli virdim! Hayr-ı ezelim! Tekrar tekrar dön bana!

Sen… Sen diye başlayıp yine seni sana tarif mi edeyim?

Ben… Ben bazen kezzaptan kuyularda bin kez boğulmuş hayat nefesinin hasretlisiyim.

Bazen de Nil Nehrinde kendini güneşe vermiş artık yok olmak isteyen küçücük bir katreyim…

Ben, aynada görünce bile kendini Sen! Sen! Sen! diye haykıranım… Ben başparmağındaki simgenin pertevinden aciz düşen ve sonra şahâdet parmağını kaldırıp kelime-i şahâdete tutunanım.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,