İslamofobya Konferansı Sonuç Bildirgesi

14. Sayı

İSLAM DÜNYASI SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI BİRLİĞİ (İDSB)ULUSLARARASI İSLAMOFOBYA KONFERANSI SONUÇ BİLDİRGESİ Dünyamız, bilinçli ve kasıtlı olarak, korkuların hâkim olduğu, güvenlik bunalımının yaşandığı, bir arada yaşama kültürünün törpülendiği bir dünya haline getirilmek istenmektedir. Hegemonik güçlerin, çıkar odaklı, hukuk ve insan haklarını hiçe sayan politikaları, insanlığın huzur ve barışını tehdit etmektedir. Afganistan, Irak ve Filistin’in işgali, Irak’ta yüz binlerce masum insanın haksızca katledilmesi, milyonlarca Filistinlinin mülteci hayatına mahkûm edilmesi, Balkanlar, Keşmir ve Kafkasya halklarının on yıllarca dehşetli zulümlere maruz bırakılması ve uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarından mahrum edilmesi ve benzeri hadiseler hep aynı anlayışın ürünüdür. Bu politikalar ve uygulamalar özellikle Doğu Bloku’nun çöküşünden sonra İslam karşıtlığından ve İslamofobyadan beslenmektedir. Korku temelli politikalar ve uygulamalar tarihte pek çok insanlık dramına sebebiyet vermiştir; şayet geçmişten ders alınmazsa ve bugünden gerekli tedbirler alınmazsa gelecekte de İslamofobyanın benzer sonuçları olabilir. Müslümanların maruz kaldıkları ayrımcı uygulamalar; dindar kişi ve gruplara, ibadet mekânlarına yönelik sözlü ve fiili saldırılar; Müslümanların temel haklardan mahrum bırakılmaları; İslami değerler ve mukaddesler hakkında yapılan tahkir edici, incitici, rencide edici yayınlar ve ifadeler; dini değerlerin yaşanmaması için yapılan siyasi, sosyolojik ve psikolojik baskı ve uygulamalar; siyaset, eğitim, sağlık, iş sektörlerinde, hizmet alırken veya hizmet sunarken, Müslüman’ın dininden dolayı maruz kaldığı her türlü kötü muamele İslamofobyanın kapsamı içerisinde değerlendirilmelidir. Hiçbir insan, dininin gereklerini yaşamasından dolayı kınanamaz, hakarete uğrayamaz, rencide edilemez. Hiç kimse dinini yaşamaktan men edilemez, tercihlerini yaşaması için zorluklar çıkartılamaz, dini yaşantısından dolayı ayrımcılığa maruz bırakılamaz. İslamofobya, küresel bir bunalımın karanlık ve kirli bir aletidir. İslamofobya, çok kültürlülüğe, çoğulculuğa, bir arada yaşama anlayışına en çok ihtiyacımız olduğu günümüzde, dünya barışına karşı yapılabilecek en büyük ihanettir. İslamofobya, açık bir ayrımcılık ve insan hakları ihlalidir. Bunun için İslamofobya, antisemitizm gibi suç sayılmalı; islamofobyaya karşı ulusal ve uluslararası hukuk mekanizmalarında yasalar çıkartılmalı, kararlar alınmalıdır. Son yüzyılda tüm dünyada dine ve maneviyata karşı büyük bir yöneliş olmuştur. İnsanlık, ruhundaki açlığı manevi kaynaklarla gidermeye ve dünyevileşmeyi ve sekülerleşmeyi sorgulamaya başlamıştır. Özellikle, İslam ülkelerinin Batılı ülkelere nispeten ekonomik olarak gelişmemiş olmasına rağmen, Batı’da İslam’a karşı ilginin yüksek olması, İslam’ın en hızlı yayılan din olması ve İslam ülkelerinde de dindarlaşmanın artması, bazı çevreleri ürkütmüştür. İslamofobya, maneviyata ve dinî her türlü değere karşı İslam üzerinden açılan global bir savaşın adıdır. Basın-yayın kuruluşları İslamofobyanın oluşmasında ve yayılmasında en etkili araçlar olarak kullanılmaktadır. İslam ve Müslümanlar hakkında bilgisizlik sebebiyle veya kasıtlı olarak yapılan şiddetli ve sürekli yayınlar, toplumlarda yanlış anlama ve algılamalara sebep olmakta, bu yanlış anlama ve algılamalar tüm toplumlarda İslamofobyanın kökleşmesine sebep olmaktadır. Özellikle, İslam ile ‘terör’ ve ‘şiddet’ gibi kelimelerin ısrarla yan yana zikredilmesi, islamofaşizm, ‘kökten dincilik’, ‘irtica’ gibi tabirlerin İslam’la veya Müslümanlarla birlikte anılması, dindarların eleştirilmesi, inançları sebebiyle giydikleri kılık kıyafetlerinden dolayı eğitim, öğretim ve çalışma hayatında engellenmesi ve ayrımcılık yapılması toplum vicdanını derinden yaralamakta, toplumların ve özellikle Müslümanların ruh dünyasında onarılmaz kırılganlıklara sebep olmaktadır. İslamofobyanın oluşmasının ve yayılmasının en önemli sebebi, başta basın-yayın kuruluşları ve eğitim kurumlarındaki programlar olmak üzere çeşitli vasıtalarla gerçekleştirilen sistematik dezenformasyon faaliyetleridir. İslamofobyaya karşı mücadeleler siyasi, hukuki, ekonomik olarak, ulusal ve uluslararası zeminlerde, medya ve eğitim temelli olarak, profesyonel araçlarla, sistematik ve stratejik olarak sürdürülmelidir. Sistematik dezenformasyon ve manipülasyon faaliyetlerine karşı, sistematik enformasyon çalışmaları kuvvetlendirilmelidir. Konferansımız gayr-ı müslim din adamlarının da islamofobyayla mücadelede katkısını desteklemekte ve önemsemektedir. İslam dünyası, birlik ve dayanışma şuurunu artırmalı, “doğru söylem ve iletişim” ve etkili temsil prensibini hayata geçirmelidir. Gerektiğinde cesaretle özeleştiri yapabilmeli; inandığı ve güvendiği değerleri değil, bu değerleri uygulamadaki ve kendi insanına ve başkalarına anlatmaktaki başarısızlığını cesaretle masaya yatırmalıdır. Müslüman milletler, ne zaman İslam’ın değerlerine uygun yaşamışlarsa ekonomik, siyasi ve sosyolojik olarak ilerlemişler; İslam’ın değerlerinden uzaklaştıklarında ise gerilemişlerdir. İslam ülkelerinin dünya standartlarının altındaki hayat standartlarına sahip olmasının en mühim sebebi, İslam’ın gerçeklerinden uzak oluşları ve İslam’ın ruhunu, özünü ve gerçek yüzünü hayatlarına aksettirememeleridir. İslam ülkelerinin özellikle sosyo-ekonomik azgelişmişliği İslam’ın ve Müslümanların yanlış anlaşılmasına ve algılanmasına zemin hazırlamaktadır. Bu durum da islamofobik politika, yayın ve yaklaşımlara fırsat vermektedir. Bu sebeple, İslam ülkelerinin sosyo-ekonomik gelişme süreçleri ve kalkınma planları hayati öneme sahiptir. Konferansımız, her türlü İslam karşıtı ve İslamofobik yayın, politika ve olayı kınamakta; İslam’ı ve Müslümanları herhangi bir politik veya ekonomik çıkar aleti yapan kişi, kurum ve çevreleri esefle kınamaktadır. Konferansımız, İslamofobyanın, ‘medeniyetler savaşı’, ‘medeniyet-içi savaş’, ‘dinler savaşı’ benzeri felaket senaryolarına kuvvet verdiğine inanmakta ve buna karşı sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın güçlü bir duruş sergilemesi için gereken her türlü tedbirin alınması gerektiğine inanmaktadır. Bu bağlamda, konferansımız; siyasi çevrelere, hükümetlere sivil toplum temsilcilerine, tüm dini liderlere, basın-yayın kuruluşlarına, uluslararası kuruluşlara ve uluslararası kamuoyuna şu başlıkla çağrıda bulunmak istemektedir: İSTANBUL DEKLARASYONU İslamofobya ile mücadele etmek, dünya barışı için herkesin, her kuruluşun, her hükümetin esas görevlerinden birisi olmalıdır. Ulusal ve uluslararası karar alma mekanizmaları, İslamofobya veya İslam karşıtlığı üzerine bina ettikleri politik planlarının dünyayı felaketlere sürüklemekten başka faydalı hiçbir netice vermeyeceğini bilmelidirler. İslamofobik basın-yayın kuruluşları, Müslümanlara karşı ayrımcılık uygulayan veya İslamofobik davranışlar sergileyen kuruluşlar boykot edilmelidir. Ulusal ve uluslararası karalama mekanizmalarının ve yasa koyucuların İslamofobyaya karşı yasa çıkartmaları, karar almaları ve bunların uygulanması için veya çıkartılmış, karara bağlanmış ve uygulamaya konulmuş İslamofobik yasa, karar ve politikalara karşı gerekli her türlü lobi faaliyeti ısrarla yapılmalıdır. İslamofobyayı körükleyen, yayılmasına sebep olan multimedya ürünleri ısrarla boykot edilmelidir. İslamofobya ile mücadele etmek için multimedya ürünleri daha etkin kullanılmalı, bunun için yeterli fonlar ayrılmalı, en uygun projeler hayata geçirilmelidir. Reaksiyoner değil aksiyoner, pasif değil proaktif eylem ve ifadelerle, İslam’la ve Müslümanlarla ilgili yanlış anlama ve algılamaların giderilmesi için, içe ve dışa dönük olmak üzere çift taraflı eğitim faaliyetleri planlanmalı ve faaliyete geçirilmelidir. Bunun için siyasi, entelektüel ve dini liderlik bilhassa çok önemlidir. İslamofobyanın Müslümanlara karşı zulmün yeni bir aleti, karanlık kapıları açan yeni ve kirli bir anahtar olmasına müsaade etmemek için konu hakkında uzmanlaşmış kadrolar yetiştirecek enstitüler kurulmalı veya desteklenmelidir. İslamofobya ile mücadele etmek için siyasi ölçekte İslam Konferansı Teşkilatı (İKT)’nın çalışmalarını takdirle karşılıyor, başta İDSB olmak üzere tüm gönüllü teşekküllerle daha fazla işbirliği içinde çalışmasını temenni ediyoruz. İslam Dünyasının özellikle bölgesel lider ve mihver ülkeler, tarihi sorumluluklarının bilinciyle hareket etmelidirler. Sivil zeminde de bütün sivil toplum kuruluşları ve özellikle İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği gerekli tedbirleri ısrarla ve kuvvetle almalıdır. İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) bünyesindeki tüm ayrımcılıklara karşı bir İzleme Komitesi kurulmalı, bu komite periyodik raporlarla ulusal ve uluslararası karar alma mekanizmalarını, basın-yayın kuruluşlarını ve dünya kamuoyunu uyarmalı ve bilgilendirmelidir. Son yüzyılda tüm dünyada dine ve maneviyata karşı büyük bir yöneliş olmuştur. İnsanlık, ruhundaki açlığı manevi kaynaklarla gidermeye ve dünyevileşmeyi ve sekülerleşmeyi sorgulamaya başlamıştır. İslamofobya ile mücadele etmek için multimedya ürünleri daha etkin kullanılmalı, bunun için yeterli fonlar ayrılmalı, en uygun projeler hayata geçirilmelidir.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,