Üç Kurban, Üç İhsan

13. Sayı İbadet Mübarek Gün ve Geceler
Üç Kurban, Üç İhsan

Bu bayram, bu mânâsıyla, kurban olmayı bilmek yani teslimiyeti her şeyimizle yaşayabilmenin tazelendiği, kulluk bilincinin zirveleştiği mübarek zamanlardır…

Aynı zamanda İbrahim (as)’ın şekillendirdiği hanîfen müslimen gömleğinin taşıyıcısı olan İsmail soyunun ihsânı ve devamının ihtar edildiği

Lebbeyk’in Allâhü Ekber’e koştuğu ezman-ı muazzamadır.

Kudsî, mübarek, bereketli; gelmesini “merhaba” sevinciyle karşıladığımız, gitmesini “elvedâ!” esefleriyle dillendirdiğimiz Iyd-i Fıtır (Ramazan-ı Şerif), maddi-manevi birçok güzellikleri gündemimize taşımakla, akabinde, ruhlarımıza ve kalplerimize bayram sevincini de yaşatarak geride kaldı. Rabbimiz, bir sonraki mübarek zamanlara ulaşıncaya kadar bereketini üzerimizden eksik etmesin!..

Gelecek günler, -Rabbimiz ömür verirse- Eyyâm-ı Nahr denilen Kurban Bayramı günleridir. Lebbeyk sadâlarıyla en büyük ictimâ olan kudsi yolculuğa çıkılan; Allahü Ekber nidalarıyla kul olma şuurunun zirveye taşındığı en mukaddes zamanlardır.

Kurban kesme fiilinin başlangıç hâdisesi; gerek Saffat Sûresi 100-108. ayetlerde, gerekse Efendimiz (asm)’ın kurbandan soran sahabelere: “Babanız İbrahim’in sünnetidir.” buyurmasıyla ifade edilmiştir. Biz bu yazımızda kurban hâdisesine farklı bir cihetten yaklaşıp, üç hâdise ile mevzuu genişletmeye ve anlamaya çalışacağız.

İBRAHİM İLE İSMAİL (as)

İbrahim (as), Saffat Sûresi’nde Rabbimiz’in bildirdiği üzere, Allah’tan bir ihsan ister ve hâdise Kur’ân’ın ayetlerinde mealen şu şekilde gelişir: “Ey Rabbim! Bana salihlerden (bir oğul) ihsan et! Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu, yanında koşacak çağa gelince: Ey oğlum! Ben seni rüyamda boğazladığımı görüyorum. Artık bak, ne düşünürsün? dedi. Çocuk da: Babacığım sana ne emrediliyorsa yap, inşaallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi.”

“Ne zaman ki ikisi de bu şekilde Allah’a teslim oldular, İbrahim oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki, biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı (dedik). Ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nâm bıraktık (Onu güzel bir anı ile yâd eder ve sünnetini yerine getirmekle bayram yaparlar). Selam olsun İbrahim’e…  İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.”

İbrahim (as), istediği ihsana mukabil muhatap olduğu imtihana, ihsanın anlamına (İhsan: Allah’a, kendisini görüyormuşçasına ibadet etmek) uygun olarak, tam bir teslimiyetle boyun eğmiştir. İsmail (as) ise, hem kurbandır hem de ihsandır. O da Rabbinden gelen emre teslimiyette hiçbir zorluk çekmemiştir. İnd-i İlahîde makbul ve memnun bir hâdise olduğundandır ki, Rabbimiz, “Kendisine sonradan gelenler içinde iyi bir nam bıraktık. Selâm olsun İbrahim’e…” buyurarak, başta Resûlullah olarak, o ânı bütün Müslümanlara yaşatmaktadır.

Bu bayram, bu mânâsıyla, kurban olmayı bilmek yani teslimiyeti her şeyimizle yaşayabilmenin tazelendiği, kulluk bilincinin zirveleştiği mübarek zamanlardır… Aynı zamanda İbrahim (as)’ın şekillendirdiği hanîfen müslimen gömleğinin taşıyıcısı olan İsmail soyunun ihsanı ve devamının ihtar edildiği Lebbeyk’in Allahü Ekber’e koştuğu ezman-ı muazzamadır.

ABDULLAH İLE MUHAMMED (asm)

Kurban fiilinin Peygamber Efendimiz (asm)’a bakan kısmı, Kevser Sûresi’nde beyan edilmiştir. Sûrenin hemen başında Efendimiz (asm)’a Kevser (Rabbimin Cennet’te bana verdiği bir nehir; Rahimî lütfu içine alan hayr-ı kesir (çok hayır); Peygamber’in çok faziletleri, büyük ahlâkı, her hayrı içine alan Kur’ân, tevhid, İslâm, ilim ve hikmet; ümmetin âlimleridir. Hakikaten ilmen ve ahlâken peygamberlerin varisleri olan âlimler, çok hayırdır; ümmetinin çokluğudur (1) verildiği beyan edilmiştir. Zira bu ihsânın kurbanı, Efendimiz (asm)’ın dedesinin, oğlu Abdullah’ı yani peygamberimizin babasını Allah’a (cc) kurban etmek isteme hâdisesi ile verilmiştir.

Sûre nüzul sebebi ile birlikte değerlendirildiğinde görülecektir ki, Ebû Leheb âilesi ve müşrikler, evlatlarının vefâtı münasebetiyle Peygamberimiz’e ebter (soyu kesik) demişler, Rabbimiz de bu sûre ile onların iddialarını boşa çıkarmıştır. Hâlbuki Efendimiz’e (asm) öyle bir ümmet ihsan edilmiştir ki, hiçbir peygambere nasip olmamıştır. Bugün dünya üzerindeki Seyyidler cemaatinin ve sünnetinin yaşayıcısı ve yaşatıcısı olma yolunda olanların sayısı bilinmemektedir.

Rabbimiz aynı sûrede, Peygamberimiz (asm)’a sırf kendisi için namaz kılmasını ve kurban kesmesini emir buyurmaktadır. Zira nimet, şükür ister. Hem tevhid inancının en temel kulluk refleksi olan teslimiyet ve ihlâs, her Kurban Bayramı hatırlanır ve yaşanır kılınmalıdır. Ve Efendimiz (asm)’ın zahiren kurban edecek İsmail’inin bulunmamasına mukabil ashabının Peygamberimiz (asm)’a karşı en samimi ifadeleri: “Anam, babam, tatlı canım sana feda olsun yâ Resûlallah!” olmuştur.

BEDÎÜZZAMAN HAZRETLERİ VE KULEÖNÜLÜ MUSTAFA (rh)

Devamsız hiçbir şey güzel değildir elbette. Hele bir davanın sahibi olup da varis olmazsa… düşüncesi bile korkunç gelir mesuliyeti omzunda hisseden büyüklere. İhtiyarlar Risalesi’nin On İkinci Recası yazılırken makam münasebetiyle El-Bâki Hüvel Bâki nüktesine vurgu yapılır ve Kurban Bayramı’nda yaşanan latif bir hâdise nakledilir Âhirzaman karanlıklarını kaldıran Risâle-i Nûr’un Lem’alar Risâlesinde. (2)

“Risâle-i Nûr’un birinci şakirdi Mustafa’nın istikbâle liyâkatine dair Üstadımın hükmünü (3) tasdik eden bir hâdise
şöyle ki:
Kurban arifesinden bir gün evvel Üstadım gezmeye gidecekti. At getirmek üzere beni gönderdiği zaman,
ben Üstadıma dedim:
Sen aşağıya inme, ben kapıyı arkasından örtüp odunluktan çıkacağım.

Üstadım: Hayır, dedi; sen kapıdan çık, diyerek aşağıya indi.

Ben kapıdan çıktıktan sonra kapıyı arkasından sürgüledi. Ben gittim, kendisi de yukarıya çıkmıştı. Sonra yatmış. Bir müddet sonra Kuleönülü Mustafa, Hacı Osman’la beraber gelmişler. Üstadım hiç kimseyi kabul etmiyordu ve etmeyecekti. Hususen o vakit iki âdemi beraber hiç yanına almaz geri çevirirdi. Hâlbuki bu makamda bahsedilen kardeşimiz Kuleönülü Mustafa, Hacı Osman’la gelince, kapı güya lisan-ı hal ile ona demiş ki:

Üstadın seni kabul etmeyecek fakat ben sana açılacağım, diyerek arkasından sürgülenmiş kapı kendi kendine Mustafa’ya açılmış.

Demek Üstadımın onun hakkında ‘Mustafa istikbâle lâyıktır’ diye söylediğini istikbâl gösterdiği gibi, kapı da buna şahid olmuştur.

Husrev”

“Evet, Husrev’in yazdığı doğrudur, tasdik ediyorum. Kapı bu mübarek Mustafa’yı benim bedelime hem istikbal etti, hem de kabul etti. Said Nursî”

Evet, 1900’lü yılların başından beri (sarahat, işaret, ima gibi incelikler cihetiyle değerlendirildiğinde bu zaman zamansızlığa taşınır) isminden bahsettiren ve mü’minlere ümit kaynağı olmasından bahisle kıyamete kadar da isminden bahsettirecek olan Nur Risâlelerinde bahsedilen bu hâdise, mezkur diğer iki hâdise ile telif edildiğinde daha lâtif bir anlam kazanmaktadır. İsmail ile devam eden İbrahimî nesil, ebter denilmesine rağmen hiçbir peygambere nasip olmayan Muhammedî ümmet ve evlenmediği halde binlerce manevi varisler bulan Bedîüzzaman Hazretleri…

Önemli olan hakikatin aslını bozmadan devam ettirme keyfiyetidir. Olumsuz gibi görünen her şeye rağmen, hakikatin berdevam olması…

Rabbim bizleri kurban olmayı bilenlerden eylesin. Yani kurban hâdisesinin bizlere öğrettiği; iman, ihlas, sadakat ve teslimiyeti en üst derecede yaşayabilmeyi nasib etsin. Yaklaşmakta olan Kurban Bayramınızı tebrik eder, hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

BİR NOKTA:
Hayatta her hareketin bir karşılığı olduğu gibi, yapmadıklarımızın da bir karşılığı vardır. Emr-i İlahî noktasında elbette ki çok hayırlar vardır. Yapmadıklarımızın da bedel olarak karşılıkları olması muhakkaktır. Nefislerimizi Rabbimize kurban edelim ki, hayır beklentisi içinde olabilelim. Yoksa sadece istemek yetmez.

Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, c. 9, sh. 513,â
Said Nursî, Lemalar Risalesi, sh. 256

“Ben o hüzüngâhım olan dereden ve o hüzün-engiz hâletten Barla’ya döndüm. Baktım ki, Kuleönülü Mustafa namında bir genç, benden ilmihale ait abdest ve namaza dair birkaç meseleyi sormak için gelmiş. O vakit misafirleri kabul etmediğim halde, onun ruhundaki ihlâs ve ileride Risâle-i Nûr’a edeceği kıymettar hizmeti, güya hiss-i kable’l-vuku ile ruhum o gencin ruhunda okudu. Onu geriye çevirmedim, kabul ettim.”

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,